aşk sana benzer

Kalabalık bir caddede yürüyordum. Hava biraz bulutlu olmasına rağmen, parlaklığıyla baş ağrıtıcı güneş ışıklarını, migrenli beynimden bir yaymışçasına okla vuruyordu.

Az ileride, pembe yanaklı, hafiften etli dudaklı, aradan beyaz beyaz çıkmış hafif tavşanımsı ön dişleriyle gülümseyen 160 boylarındaki sevimli kız dikkatimi çekti. Dizlerinin az üstündeki pembe eteğiyle, onun üstüne giydiği beyaz atletiyle tam bir melekti.

Gözgöze geldik, ben yürümeye devam ediyordum. Yürüdükçe mesafeler kısalıyor ve adeta, tüm yollar o isimsiz meleğe çıkıyordu. Yoldaki herkes kenarlara çekilmiş bizim buluşmamızı, konuşmamızı bekliyormuşçasına yavaş hareket ediyorlardı veya zaman hızlanmıştı. Tam emin değilim.

Güneş doğru konumdaydı; Mars, Venüs, Jüpiter... Her biri şahane bir konumda olmalıydı. İnsanlık tarihinden beri en doğru konumlarına ulaşmış bile olabilirlerdi o an. Tam o saniye.

Kız ile aramda yaklaşık olarak 3 metre bir mesafe vardı, ve ne ben de ne o isimsiz kız gözlerimizi artık birbirimizin gözlerinden başka bir yere çevirmeyi bile hayal edemiyorduk. Kilitlenmiş ve ne konuşacağımız önceden belirlenmişçesine, adeta o an perdelenen bir tiyatro oyunundaymışçasına kızın karşısında durdum.

Gülümsedim. O gülümsedi. Pamuk gibi bir his kaplamıştı içimi. Az ötemizden geçen otobüs bile bizi rahatsız etmemek için, parmaklarının ucuyla geçmişti yanımızdan. Tüm insanlar konuşmayı bırakmış, ayakkabılarını çıkarmış, yalın ayak dolaşmaya başlamışlardı. Seyyar satıcılar, artık bir şey satmayı umursamıyor, ses bile çıkarmıyorlardı. Demin yanımda havlayan köpek susmuştu. Ortam sessizdi. Çok sessiz. Hani başka zaman olsa ölüm sessizliği derdim ama... İçim böylesine hayat doluyken bu sessizliği ölümle bağdaştıramazdım.

Belki de ben duymuyordum. Dört duyum birleşmiş ve gözlerime, iyice görsünler diye kendilerini durdurmuşlardı. Bir yerlerde bir danışıklı dövüş vardı ama nerede bilemiyorum. Belki Jüpiter ile Mars arasında, belki bulutlarla Güneş arasında, belki çevredeki herkeste, belki de tamamen bedenimde...

Kız dudaklarını yavaş çekimde açtı, belli ki bir şey söyleyecekti. Utanmıştı. Korkmuştu. Dudaklarından fısıldamaya benzer bir sesle bir kaç kelime dökülüverdi.

"aşk sana benzer..."

-Hassiktir lan esas sana benzer! dedim. Elimin tersiyle ittim ve hızlıca yanından koşar adımlarla yürüyerek yetişmem gereken yere doğru ilerledim.
Tepkiler:

"aşk sana benzer" yazısına bir kimsecik bile yorum yapmamış!

Yorum Gönder

Çok mecburi değilse küfür etmeyin. Bir de emoysanız yorum falan yazmayın. Yazacaksanız da düzgün bir Türkçe ile yazın. Olm vallaha anlamıyorum lan!

 

Kopi-Rayt!

Kopirayt da denmekte gerçi kendisine ama kullanım ve kıllanım koşulları sanki daha bir türkçe, daha bir bizden, senden benden geldi kulağıma ya da parmağıma...Buralarda bir yazıyı beğendiysen eşle dostla paylaşmaktan çekinme. Yok eğer, o yazının tamamımın veya bir kısmının senin olduğunu düşünüyorsan, veya içindeki bir öğenin senin olduğuna inanıyorsan, arkadaşım de ne iş? Haberleş benimle... Hacı ne iş diye sor bana. Bir sor neden diye... Belki de istemeden yaptım?! Öyle işte, aklına takılanı sor bana. Yazının altına yorum yap veya mail at. Mutluluğun resmini bulursan bana da forwardla hatta. Sahi o forward mailleri de hiç sevmem be... Ama mutluluğun resmi bir başka be cankanım... Yolla bana, forwardla... Unutma ama hemi?

Firefox güzel gösteriyor...

Bu site en iyi firefoxta görüntülenir. Evet yandaki abla kadar iyi bir şekilde görüntülenmese de, sitenin genel olarak bazı ayarları, görüntü hedeleri falan filan firefox ile daha bir cillop olmakta. Renkliler daha renkli beyazlar daha beyaz gözükmekte. Firefox evinizin tilkisi... Kullanın kulandırtın. Bu vesileyle eğer siteyi ziyaret ediyorsa pek sevgili fox-kızı Alexandra Ansgar(ki kendisi resimdeki apla)’a ve Avşar kızı Hülya Avşar’a da sevgilerimi sunuyorum. Sahi neden Avşar kızı? Yani bi Sevtap Parman’a neden parman kızı denmiyor ki? Bak merak ettim şimdi.

Portakalı saydım...

O değil de benim portakalı soyup, başucuma koymam gerekiyordu, yanlış yaptım. neyse...

kişi taze düştü.